İlk defa iki sene önce gitmiştim ama şimdi gittiğimin sanki konsantre hali gibiydi, daha önce hem Yeşilyurt köyünde kalmamıştık hem de bayram bu kadar uzun değildi. Hava da mükemmeldi, daha önce eldivenler şapkalarla gezdiğimiz yerler şimdi cennet gibiydi. Bayramın ilk beş günü gidince döndüğümde 5 günün daha olması içimi rahatlattı. Yeşilyurt köyünde Erguvanlı Ev‘de kaldık, otellerin en sonunda sonsuz çam ağaçları içinde harika bir yerdi. Bir de şansımıza teraslı oda da bize düştü.
Kahvaltıda demleme çay eşliğinde hergün ayrı ev yapımı reçel, ev yapımı lor, börek, salçalı kahvaltı sosu, kekikli zeytinyağı, çeşit çeşit peynir, menemen yada rezeneli yumurtayı çam ağaçlarının içinde mideye indirdik. İlk gün 2,5 saatlik bir yürüyüş yapıp karşı köye yürüdük, kaplıcanın orda adaçayı ve kekikli çay içtik. Karşı köydeki teyzeden kekik, papatya aldık. Yolda ağaçlardaki mandalinalar ve narlarla karnımızı doyurduk. Akşam yemeklerini de otelde yedik. Yemekler de kahvaltı gibi çok güzeldi. Değişik salatalar, otlar, tatlılar hepsi Yeşilyurt köyünün lezzetindeydi. Bu şekilde gidersek bayramda kilo almadan yırtarım diyordum ki ikinci gün Asos ve Behramkaleye gittik! Bol bol kale etrafını dolaşıp keyif yaptık. Aşağıda limanda çay içip, waffle yedik. Yol üstünde harika bir deniz manzarasında ev yapımı patates ve bira eşliğinde güneşi batırdık. Daha sonra Bam Teli Yol Konağı’nda çok güzel, çok baharatlı, bol tarçınlı sıcak şarap içtik.

Üçüncü gün hafif yağmurda köyün tepesinde çıkıp döndük ve Hasan Boğuldu’ya gittik. Adını nerden aldığını buradan okuyabilirsiniz. Hasan Boğuldu her yerden suların aktığı aşağıya indikçe durgunlaşan suyun yemyeşil bir hal aldığı hiç ayrılmak istemeyeceğiniz bir yer. Üst taraftaki göle ormanın içinden yürüdük, göl olmasa ve sadece orman olsa bile yeterli ama bir de göl var tabi! İsterseniz Kazdağlarında rehber eşliğinde bir günlük tura da çıkabilirsiniz ama biz daha önce de gidip çok beğendiğimiz Hasanaki‘ye gittik ve harika bir tuzda balık yedik. Yemek fotoğraflarımız ne yazıkki bu sefer yok; hem havanın kararmış olması, hem benim yorgunluğum ve de tatilde oluşumun sonuçları….

Yeşilyurt köyüne çok yakın Adatepe Zeytinyağı Müzesi var, yanındaki dükkana mutlaka uğrayın. Zeytinyağları, yemek gereçleri, malzemeler, kitaplar herşey çok güzel. İnternetten satışta yapılıyor. Kazdağlarında Etnografya müzesine uğrayabilir veya Adatepe köyünün ordaki Zeus Altarını görebilirsiniz.
Bir fırsat bulursanız Kaz Dağlarını gidin derim, İstanbul’dan biraz daha uzun ama İzmir’e çok yakın sadece 2,5 saat. Aklınızda olsun…
Unutmadan fotoğrafları yine olmayan! ama yol üstünde herkesin tavsiyesi üstüne uğradığımız Edremit’teki Cumhuriyet Lokantası’na mutlaka gidin. Yediğim en güzel dönerdi. Ayrıca tavuk sulu şehriye çorbası çok güzeldi. Onun dışında tandırı, tavuğu herşeyi çok çok lezzetliydi.
Tüm Kazdağları fotoğraflarına bakmak için buraya basınız.
Kaplan Dağ Restoran’a üçüncü gidişim; ilk gidişim çok güzeldi, ikincide kalabalık bir grup gitmiştik yemeklerde aynı tat yoktu. Bu sefer yemek yemeğe doymadık ama hava biraz daha soğuk olsa orman yürüyüşü daha keyifli olacaktı. Ziyafet salatayla başladı, her yerde olan yağlı limonlu otların aksine burda değişik bir sürü ot çeşidi var; karışım, cevizli, soyalı gibi mezeleri var. Otları yiyince ağzınızı bir sürü tat kaplıyor.
Ot karışımlarını çok severim ve içinde arapsaçı olduğunu düşündüğüm ise tam bana göreydi, Tire köftesiyle ünlüyse de sırf bu mezeyle karnımı doyurabilirdim. Keşkekin tadına da ilk burda bakmıştım, tavsiye ederim! Tire köfte kaç porsiyon yendi saymadım, havuçlu meze de favorilerimden….

Bu yazıyı yazarken İzmir’i sular seller götürüyor. Hatta havadaki sudan gökyüzü görünmüyor. Bu hafta böyle geçicek gibi gözüküyor ama bu yağmurlar geçince Tire’nin tam zamanı. Biz bu sene bir ay önce gittik daha yeteri kadar hava soğumamıştı. Artık kış geldi, havalarda soğumaya başladı bu nedenle bir pazar Tire ve yemek programı harika olur. Tire’de bir dağ köyünde ormanda yürüyüş yapıp temiz hava aldıktan sonra taze otlarla yapılan yemekleri yer ve aynı zamanda tepeden Menderes Ovasına doğru keyif yaparsınız, güneşi de batırınca artık yemeğe doyum olmaz….
Gitmeden önce yer ayırtmaktakta fayda var:
Kaplan Dağ Restaurant
Diğer Tire fotoğraflarına göz gezdirin.

Yaz başından beri gitmek istediğimiz Beatrice’ye ancak Alaçatı biraz sakinleyip sokaklarda yürünür hale gelince gidebildik. Geçen yazdan beri tek aklımızda kalan yer Beatrice’ti fakat Alaçatı’ya yazın girmek hakkaten cesaret işi. Restorantlar ne zamana kadar açık bilinmez ama gitmek istediğiniz yerler varsa şimdi tam sırası. İlk açıldığında Kemalpaşa Caddesinde bulunan Beatrice geçen sene karşısındaki Barbaros sokağa taşınmıştı. Burda kendilerinin baştan yarattığı Nar ve Limon ağaçları arasındaki bahçede yemek yedik. Mum ışığı ve ağaçlardaki sepetlerden gelen ışıklar eşliğinde başlangıçta yediğimiz sebzeler, Domatesli Bruschetta harikaydı. Daha sonra yediğimiz anayemekler: Deniz Mahsüllü Makarna, Istakozlu Makarna ve Etin hepsinden tattım hepsi çok güzeldi. Et yumuşacık ve sinirsiz adeta pamuk gibiydi. Deniz mahsülleri ve ıstakozda çok güzeldi. Kayış gibi bir midye yada kalamar yememek için İzmir’de cafe ve restoranlarda deniz mahsülü yemeğe çekinir olmuştum, Beatrice’de gönül rahatlığıyla makarnamı yedim.

Otel menüsünü kendi kendime oluşturdum ama haliyle tarifleri benden başka bilen olmadığı için birde bunları en baştan yaparak göstermem ve otelde yapılmaya uygun olup olmadıklarını görmemiz gerekiyordu. Önce haftasonu için Özgeyle sözleştik. Ben yemekleri yaparken o da fotoğrafları çekecekti. Ben böyle yoğunluk olduğu durumlarda fotoğrafları çekemiyorum sonra da keşke çekseydim diye hayıflanıyorum.

Ogün Restaurant’ı ilk defa Vedat Milor’un NTV’deki Tadı Damağımda programında izleyen Özge, bir fırsatını bulup soluğu Ogün Restaurant’ta almış. Daha önce bu programı izlediyseniz Vedat Bey’in lezzet konusunda ne kadar açık sözlü olduğunu biliyorsunuzdur. Boşu boşuna hımmm ne kadar da güzel olmuş, çok lezzetli diyen bazı programları izleyipte hiç inanmadığım çok olmuştur ama Vedat Bey başka; bu ciğer bir gün dolapta mı beklemiş diye soran, başka bir restaurantta herşey güzel de balık kuru diyen çok fazla insan yoktur. Bu nedenle kuzenim biz Vedat Milor ne yediyse ondan istiyoruz demiş sonra da yemekleri bana öve öve bitirememişti.
İstanbul’da olupta Kanatçı Haydar’ı bilmeyen var mıdır?
Üniversite yıllarında bol bol gittiğimiz, şimdi ise fırsat bulduğumuzda gidebildiğimiz müthiş kanatların yapıldığı yanında her zaman rakı, cacık ve salata yediğimiz yer. Kanatçı Haydar’a gidipte menüye baktığımız hiç olmadı, hep aynı şeyi yeriz. Tabak tabak tavuklar gelir, patlasakta tavuğa doymayız. Kimimiz ön hazırlık olarak günü hafif yiyeceklerle geçirir ki tavuğa yer açılsın.